çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2017 Çarşamba

"Ben bu kadar üzülmeyi bilmiyorum"

Geçtiğimiz günlerde ailemizde acı bir kayıp yaşadık. Ablamın kayınpederi vefat etti. Yasemin (yeğenim) 8 senelik hayatında ilk defa ailesinden çok sevdiği birinin kaybını yaşadı. Her zaman başka çocuklara ölümü nasıl anlatılacağı hakkında ailelere fikirler veren ben ise bu sefer bir teyze olarak onun o küçük kalbine destek olmaya çalıştım.

Seanslarımda danışanlarımla konuşurken bana bazen çocuğum olup olmadığını sorar ya da söylediklerimi pratikte uygulamakta zorlandıklarını söylerler. Terapistin empati kurmasının önemine katılmakla beraber, bilginin değerinin yalnızca deneyimle ölçülemeyeceğine de inanıyorum. Yine de bu yazıyı "Uzaktan söylemesi kolay" diyenler için özellikle yazmak istedim.

Cenaze günü zor bir gündü bizim için. Yasemin tek çocuk ve babasının ailesinin tek torunu. Bu sebeple babaannesi ve vefat eden dedesi için çok özel bir yeri var. Doğduğundan beri haftanın belli günleri mutlaka onlara gider, onlarla özel anlar paylaşır. Dedesinin vefatı onun bağlı olduğunu birini kaybetme açısından hayatında bir ilk.

Özellikle soyut kavramanın gelişmeye başladığı bu yaşlarda çocuklar ölüm, yokluk, Tanrı gibi kavramları sorgulamaya başlayabilirler. Bazen de böyle gerçek deneyimler sebebiyle yüzleşmek zorunda kalırlar.
Bu resim www.shutterstock.com adresinden alınmıştır. 

Peki biz ölümü Yasemin'e nasıl açıkladık?

  • Cenazeden önce, yani vefat haberini aldığımız ilk gün annesi evde ona gerçeği söyledi. Evde olması özellikle önemli, çünkü çocuğun kendini güvende hissetmesi ve ihtiyacı varsa duygularını dile getirebileceği bir yer olması gerekiyor.
  • Üzülmesinin çok normal olduğu, bizlerin ve özellikle babasının da benzer üzüntüyü yaşadığımızı söyledik.
  • İlk günün akşamında cenaze evinin hüznünden uzaklaşması için çok sevdiği kuzenine yatıya gitti. Bir çocuğun en iyi iyileştiricisi bazen başka bir çocuktur :)
  • Cenaze günü dedesine bir mektup yazabileceğini ya da bir veda resmi çizebileceğini söyledik. Kendisi o gün tercih etmedi ama sonrası için bu her zaman iyi bir seçenektir.
  • Camide dramatik sahnelerden uzak tuttuk. 
  • Cenazenin bir veda töreni olduğunu anlattık.
  • En önemlisi, sevginin yalnızca görerek, dokunarak değil; anılarımız sayesinde kalbimizde hissedilebileceğini hatırlattık. Hatta Atatürk'ü hiçbirimizin görmediği halde ne kadar çok sevdiğimiz örneğini verdik. 
  • Cenaze sonrasında defnedilme aşamasında mezarlığa götürmedik. Çok sevdiği yakın bir arkadaşının evine oyun oynamaya gitti. 
  • Rutinlerinin devam etmesi çocukları güvende hissettirir. Babaannesinin evine gitmeye devam edeceğini, o evdeki oyuncaklarının ve odasının aynen durduğunu hatırlattık.
Bu yazı çok kişisel bir deneyimi içerse de konunun hepimize faydalı olacağını düşündüm. Yazının başlığına gelecek olursak. Her ne kadar bunca hazırlık yapmış ve uzman olarak tecrübeli olsak da bazen hiç beklemediğimiz masumlukta cevaplarını duyarız çocukların.
Başka bir terapist aile dostumuz ile Yasemin'e üzülmesinin çok doğal bir duygu olduğunu söylerken bize verdiği cevap hepimizi ağlattı..
"İyi ama ben bu kadar üzülmeyi bilmiyorum ki.."
Ah.. Keşke hiç öğrenmeseniz..

Cemre Soysal



10 Şubat 2017 Cuma

Ders Çalışma Stratejileri

Ülkemizde hem liseye hem de üniversiteye girişte öğrenciler önemli sınavlardan geçmek zorundalar. "Sınav senesi" diye adlandırılan bu dönemler birçok aile için kabusa dönüşebiliyor. Bu kabusun en az zararla nasıl atlatılabileceği sorusu başka bir yazının konusu olsun, biz bu yazıda sınava hazırlanan öğrencilerin uygulayabileceği birkaç çalışma stratejisinden bahsedelim.


·         Önce ders, sonra ödül
Motivasyon kuramlarının da kanıtladığı üzere yapılması gereken bir işin ardında ödül olduğunda işler daha yüksek motivasyonla tamamlanmaktadır. Bunun yanı sıra “Şimdi şu oyunu oynayayım sonra test çözeceğim.” benzeri yapılan anlaşmaların çoğu oyunun oynanıp testin ise çözülmemesiyle sonlanmaktadır. Bu nedenle günlük yapılması hedeflenen dersin öncelikle tamamlanması, tamamlanması durumunda elde edeceği kazancın da önceden söylenmesi öğrencinin motivasyonunu olumlu yönde etkileyecektir.

·         Bütünü parçalara böl, bitirme duygusunu arttır
Yapılması gereken ders ya da iş ne kadar büyük bir parça gibi görülürse işe başlamak da o kadar zor olur. Örneğin öğrencinin “Matematik çalışmam gerekiyor.” düşüncesini sürekli kafasında dolaştırıp, nereden başlayacağını bilemediği için de bir türlü başlayamadığı durumlar oldukça sık yaşanır. Oysa yapılması gereken işi parçalara bölerek “Bugün kümeler konusunu çalışmam gerekiyor.” hedefi konduğunda işe başlamak çok daha kolay olacaktır. Ayrıca ufak hedefler konduğu için de tamamlanan her aşamada öğrencide bitirme duygusuyla beraber derse devam etme motivasyonu da artar. Bu yüzden öğrencinin yapamadığı ya da sevmediğiderslerde onlara parça parça ilerlemeleri tavsiye edilmelidir.

·         Zor deslerin arasına iyi olduğun dersleri koy
İnsanın yapamadığı ya da yapmakta zorlandığı konularda uzun süre pes etmeden devam etmesi pek kolay değildir. Zorlanma süresi uzarsa yapamayacağına olan inancı ağırlık kazanmaya başlar. Bu olumsuz düşünceleri engellemek adına öğrencinin zorlandığı örneğin fizik konuların arasına iyi olduğu ders olan örneğin Türkçeden yarım saatlik soru çözme görevi verilse başarmakla ilgili  olumlu düşünceleri yeniden canlılık kazanacaktır.


·         Çalışma sırasında abur cubur yeme
Öğrencinin derse başlamadan önce karnını doyurması ve ders çalışma/test çözme esnasında bir şeyler yememesi tavsiye edilmektedir. El, göz koordinasyonunda dikkatin defter ya da kitap sayfasında olması gerekirken yiyeceğe kayması hem dikkat hem de zaman kaybına neden olabilmektedir. Bu yüzden öğrenci ders çalışırken onun masasına yemesi için bir şeyler getirmek dikkatini dağıtabilir.

·         Anlamadığın konu ya da soruda diretme, bir gecelik uykuya izin ver
Sınava hazırlanma dönemindeki zihinsel yüklenmeden dolayı öğrenciler zaman zaman kendilerinden hiç beklenmeyecek zorlanmalar içine girebilirler. Çok kolay yapabilecekleri bir soruyu çözememe ya da anlayabileceği bir konunun içinden çıkamama gibi sıkıntılar yaşayabilirler. Böyle durumlarda ısrarcı olunmaması ve soru ya da konuyla arasına zamansal bir mesafe koyması iyi olacaktır. Bazen bilgilerin yerleşmesi için uykuya ihtiyaç duyular çünkü zihin uyku sürecinde bilgiyi işlemeye devam eder. Bu nedenle, bir konu ya da soru üzerinde ısrar etmektense o günlük bırakıp ertesi gün konuya yeniden dönmek çoğu zaman sorunu çözecektir.

·         Yanlışların üstünden konu tekrarı yap
Öğrencilerin çoğu, ders çalışmaya nereden başlayacaklarını planlamakta zorlanırlar. Saatlerce masanın başında oturmalarına karşın verimli bir öğrenme gerçekleşmeden masadan kalktıklarına sık sık şahit olabilirsiniz. Böyle öğrenciler için uygun bir yöntem önce soru çözüp sonra testteki yanlışlarının doğrultusunda konu tekrarı yapmalarıdır. Böylece nereden başlamaları gerektiğini daha kolay bulacaklardır. Türkçede test çözen bir çocuk yanlışlarının çoğunun yazım kurallarından olduğunu görürse yazım kurallarını çalışması gerektiğini anlar.

·         Cep telefonunu yan odada bırak
Teknolojinin hayatımızın orta yerine yerleştiği bir çağda, cep telefonu ya da tablet gibi her an yanımızda taşınan cihazlar odaklanma gerektiren işler için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Gençler de cep telefonlarına oldukça bağlı hatta bağımlı yaşamakta. Fakat test çözme ve uzun süre dikkati toplayabilme becerisinin gelişmesi için teknolojik çeldiricilerin mutlaka uzakta tutulması gerekmektedir. Telefonu sesi kapalı olarak başka bir odaya bırakmak çalışmaya başlamak için en uygun yöntemdir.


Bu zor ve stresli sınav senesinde hem ailelere hem de öğrencilere kolaylıklar dilerim.
Sevgiler,
Cemre Soysal


20 Ocak 2016 Çarşamba

Karne Dönemi - Tatilde Ne Yapmalı?

Karne Dönemi – Yaz Tatili

Sömestr tatiline yaklaştığımız şu günlerde çocuk ve ebeveynleri tatlı bir telaş sardı. Ebeveynler eve getirilecek karnenin başarı seviyesinin ne olacağını merak ederken, çocuklarsa sömestr tatili için yapabilecekleri programları şimdiden düşünmeye başladı bile!

Karne, bir dönemlik çalışma performansının değerlendirilmesinin yazılı ve resmi belgesidir. Çocuğun tüm dönem yaptıklarının ortalaması olarak da algılanabilir. Dolayısıyla, çocuğun başarılı veya başarısız olması eve getirdiği bu karne üstünden değerlendirilir çoğu zaman. Halbuki karne notlarını salt bir sonuç olarak görmek yerine bir sürecin yorumlanması olarak değerlendirmek daha faydalı olacaktır. Ebeveyn ve çocuk, karne notu ile dönem içinde o ders için harcanan çalışma mesaisinin ne kadar tutarlı olduğu konusunda bir analiz yapmalıdır. Başka bir deyişle çok çalıştığı halde düşük not mu aldı, çalışmadığı için kırık not mu getirdi yoksa düzenli bir çaba gösterdi böylece de karnesinde o dersten yüksek bir not mu aldı sorularının cevapları aranmalıdır. Bu değerlendirmeyi ebeveyn ve çocuk ne kadar birlikte ve nesnel yapabilirse çocuğa bir sonraki dönem için de o kadar faydalı olabilecek bilgiler ortaya çıkar. Hakettiği notu alamayan çocuğun çalışma alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerekebilir.

Karne notları bahsettiğimiz şekliyle değerlendirildikten sonra iki haftanın nasıl geçirileceği hakkında çocuğun da talep ve beklentilerini göz önünde bulundurarak bir program yapılması faydalıdır. Sömestr tatili çocuğun dönem içerisinde okul sorumluluğu nedeniyle yapmak isteyip de ertelediği etkinlikleri yapabilmesi için uygun bir fırsattır.

Ders programı yapılırken dikkat edilmesi gereken hususların başında ders ve eğlence sıralaması gelmektedir. Çocuğun motivasyonunun ve çalışma verimliliğinin beklenen düzeyde olabilmesi için sabah kahvaltısı sonrasının ders çalışma vakti olarak belirlenmesi en uygun olanıdır. Böylece açık zihinle gerekli tekrar ve çalışmalarını yapan çocuk, günün geri kalan zamanını arzu ettiği gibi geçirme rahatlığını yaşayacaktır.


Tatillerin olmazsa olmaz parçası ise kitaptır. Dönem içerisinde çoğunlukla ders kitaplarını okuma önceliği olan çocuklar için tatil istedikleri kitap ya da kitapları okuma fırsatı olabilir. Tatilde okuyacakları kitapları seçme konusunda çocuklar özgür bırakılmalıdır. Okumayı bir zorunluluk değil, keyif alınan bir tercih olarak görürlerse kitapla aralarında kurdukları bağ çok daha kuvvetli olacaktır. Kitabın yanı sıra tiyatro, sinema, sanatsal grup çalışmaları gibi birçok kültürel faaliyet de çocuğun ilgi alanına göre seçilebilir.

Uzun tatilleri çocuğun bireyselleşme sürecine bir vesile olarak değerlendirmek de mümkündür. Bunun için ebeveynler, çocuklarının yaşlarına ve sahip oldukları imkanlara göre farklı seçimler yapabilirler. Çocuk, anne babanın katılmadığı bir kampa gidebileceği gibi, başka bir şehirde yaşayan anneanne/babaanne – dede ya da kuzen ziyareti de yapabilir.

Sonuç olarak, sömestr tatili akademik eksikliklerin kapatıldığı, kazanılmış bilgilerin muhafaza edildiği bir dönem olarak görülmeli; fakat yoğun ve yorucu geçen bir dönemden sonra çocuğun özellikle fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarının beslenmesi gereken bir süre olduğu da  unutulmamalıdır.

Tüm çocuklara ve ebeveynlerine şimdiden bol eğlenceli, unutulmaz anılarla dolu bir tatil dilerim!

Sevgiler,
Cemre Soysal


18 Eylül 2015 Cuma

Çocuklarla Seyahatin Püf Noktaları


Bayram tatili yaklaşırken en çok sorulan sorulardan biri de, çocuklarla yapılacak tatillerin nasıl olması gerektiği yönünde oluyor. Pek çok anne ve baba çocuklarıyla yapacakları seyahat için tedirginlik yaşayabiliyor.
 
Ebeveynlerin zihinleri nereye gidecekleri, yanlarında çocuk için ne götürecekleri, orada nasıl oyalanacakları konusunda soru işaretleri ile doluyor. Hatta gözleri korkup tatili erteleme ya da çocuğu götürmeme gibi kararlar alınabiliniyor. Halbuki, çocuklar erken yaş dönemlerinde deneyimledikleri durumları anı dağarcıklarında biriktirir. Ileride net olarak hatırlamasalar bile yeni ortamlar ve değişik insanlar görmek algılarını farklı bir boyuta taşır. Alıştıkları ortamların dışına ailesi ile çıktığında kendilerini farklı mekanlarda da güvende hissetmeyi öğrenir. Bütün bu sebeplerden, aile ile baş başa yapılan tatil Eşsiz bir deneyimdir.
 
Yukarıda bahsedilebilen nedenler genelde çocuklar için avantajlı taraflarını yansıtsa da, yoğun iş hayatından onunla vakit geçirmekte sıkıntı çeken anne ve baba için de bulunmaz bir deneyimdir. Bir yerlere koşturma stresi olmadan rahat rahat oyunların oynayabileceği, yeni sohbet ortamlarının yaratılacağı, bilgisayar/ tablet/ televizyon üçgeninin dışına çıkabileceği özel zaman dilimini kullanmak her aileye iyi gelecektir. Süresi kısa bile olsa aile için ileride hatırlanacak hoş anılar biriktirmeyi de sağlayacaktır.

1. Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun, ona uygun oyalanabilecekleri materyalleri yanınıza alın. Örneğin boya kalemleri, boş kağıtlar, stiker tarzı yapıştırmalar, küçük yumuşak bir top alınabilir.

2. Tatilde beraber vakit geçirebileceğiniz etkinlik Kitapları, oyun hamurları, küçük kutu oyunları edinebilirsiniz.

3. Yolculuğunuzun rahat geçmesi için yanınıza onun yaş dönemine uygun dikkat çekici ve oyalayıcı oyuncaklar alabilirsiniz. Özellikle uçak yolculuklarında yanınızda bu tarz materyaller olması hem sizi hem de onu rahatlatacaktır.

4. Çocuğunuz tuvalet eğitimi döneminde ise, evdeki aparatı Yanınızda götürmeniz iyi olacaktır.

5. Çocuğunuzun varsa düzenli kullandığı ilaçların yani sıra doktorunuza danışarak ateş düşürücü şurup, böcek sokmasına karşı merhem gibi lazım olabilecek ilaçları da alabilirsiniz.

6. Gittiğiniz yerdeki değişik gezi alanlarını yaşına uygun sürede ve kısa bir anlatımla ona aktarabilirsiniz.

7. Yaşı büyük olan çocuklara gitmeden o tatil bölgesi için alacağınız kitaptan veya internetten araştırma yaptırabilir, orada bu konuda destek isteyebilirsiniz.

8. Tatile gittiğiniz yerde onun yiyebileceği yöresel tatlar varsa bunları tatması sağlanıp alıştığı tatlar ile kıyaslamasını isteyebilirsiniz.

9. Eğer yaşı uygun ise, fotoğraf makinanızı ona verip, ilginç gelen yerleri resimlemesini isteyebilirsiniz. Döndüğünüzde bunları bastırıp bir anı albümü oluşturabilirsiniz.

10. Yine yaşı uygun ise gittiğiniz yerin buna uygun ise şehir haritası verip ondan yardım alabilirsiniz. Böylelikle hem gidilen mekanlar daha çok aklında kalır hem de mekansal düzenlemesi gelişir.

11. Çocuğunuzun yaşı daha küçük ise her akşam o günü anlatan bir resim çizmesini isteyip, tatil bitiminde bütün resimleri dosyalayarak yine bir anı albümü oluşturabilirsiniz.

Hepinize iyi tatiller :)
Klinik Psikolog Merve Soysal Başa

3 Eylül 2015 Perşembe

Okul Zilini Beklerken


OKULLAR AÇILIYOR!

 

Uzun süren yaz tatilinden sonra okulların açılmasına kısa bir süre kaldı. Birçok ailede okul hazırlıkları yapılmaya başlandı bile. Peki okula iyi bir başlangıç yapabilmek için dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
 
Çocuklar yaz tatilinde okul dönemine kıyasla daha serbest oldukları için onları en zorlayacak konu yeniden düzenli ve disiplinli hayata dönüş yapmak olacaktır. Sabah istedikleri saatte uyanmak, bahçede arkadaşlarla uzun saatler oyun oynamak, denize girmek gibi birçok eğlenceli etkinlik bir sonraki tatile kadar rafa kalkacak ne de olsa.
 
Önceki sene okula gitmiş olan çocukların okula başlamalarında çeşitli motivasyonları vardır. Her ne kadar yeniden ders çalışmaya başlayacakları için huysuzlansalar da tatil boyunca görmedikleri arkadaşlarına kavuşmak onlar için oldukça heyecan vericidir. Okullarında yapılan herhangi bir değişiklik, sınıflarının yerinin değişmesi gibi küçük detaylar dahi onları heyecanlandırabilir. Okulların açılmasına hevesli olmayan çocuklara, okulun ders haricindeki bu avantajları hatırlatılarak okula gitme konusundaki duyguları olumluya çevrilebilir.

Bu sene ilk defa okula başlayacak çocuklar ise çok daha değişik bir heyecanın içindedirler. Onlar, büyümenin çok büyük bir adımı olan okul hayatına başlangıç aşamasındadırlar. Her ne kadar daha önce anaokulu veya hazırlık sınıfına gitmiş olsalar da birinci sınıfın önemi her zaman farklıdır. En önemlisi okuma yazma öğrenilecek bir seneye başlangıç yapıyor olmalarıdır. Yeni okul binası, yeni arkadaşlar, yeni araç gereçler.. Onlar için neredeyse her şey yenidir.

Okula yeni başlayacak çocuklar bazen endişeli olabilirler. Özellikle içe kapanık çocuklar yeni ortamlara girmeden önce kaygı yaşarlar. Böyle durumlarda ebeveynler kendi okula başlama anılarını anlatabilirler. Elbette anlatılan hikayelerin içeriği çocuğun okula heves etmesini destekleyecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca gideceği okulu önceden ziyaret etmek de çocuğun kafasındaki kaygıları azaltmasına yardımcı olabilir.

 

Okullar açılmadan yapılması tavsiye edilen birkaç öneri:

  • Hayat düzeninizi okullar açılmadan bir hafta kadar önce okula göre yeniden düzenleyebilirsiniz. Yatma ve uyanma saatleri okul dönemi düzenine getirilebilir. Böylece okula adaptasyon kolaylaşacaktır.
  • Ailecek okul alışverişine çıkabilirsiniz. Yeni kıyafetler, kırtasiye eşyaları çocukları okulun başlaması konusunda heyecandıracaktır.
  • Çocuğunuzdan, başlayacak okul dönemine dair hedefelerini düşünmesini isteyebilirsiniz. Unutmayın ki kendi koyduğumuz hedefler için çalışmak daha kolaydır.
  • Yeni ders yılında çocuğunuzun sevdiği derslerde onu bekleyen, yeni öğreneceği konular hakkında bilgiler verebilirsiniz.
  • Bu sene sonunda sınava girecek öğrenciler biraz daha endişeli olabilirler. Okulun başlamasının bir diğer anlamı geçecek her günle sınava bir adım daha yaklaşacak olmalarıdır. Sınava hazırlık yolunun zor olduğu ama bu yolun sonunun aydınlık olduğu da hatırlatarak çocuğunuzu cesaretlendirebilirsiniz.
Tüm öğrencilere verimli bir ders yılı dilerim..
 
Sevgiler,
Cemre Soysal

17 Eylül 2014 Çarşamba

Ege Kasabası mı Şehir Hayatı mı?


Şehirde yaşayan birçok ailenin bu soruyu kendilerine sorduğunu duyar gibiyim.. Kısa bir zaman öncesine kadar sıkı bir şehir sempatizanı olan ben de, bir süredir bu konuda kafamın karıştığını itiraf etmeliyim.

Bu yazıyı yazarken sadece bir uzman olarak değil, şehir - doğal hayat ikilemindeki bir birey olarak da yazdığımı belirtmem gerekiyor. Bazen sesli düşünmek yerine yazılı düşünmek de iyi gelebilir insana :)

Aslında her şey dün bir arkadaşımın, kendisi yarı zamanlı Göcek sakini, öğle saatlerinde bana bir fotoğraf göndermesiyle tetiklendi. Gönderdiği fotoğrafta onlarca bisiklet park edilmişti. Avrupa'da bu kadar çok bisikleti bir arada görmüşlüğüm elbete vardı da, bizim ülkemizde o sayıda bisikletin bir araya gelmesi anca Doğubank'ın girişindeki satıcıların önünde oluyor sanıyordum. Oysa bu fotoğraf Göcek'te bir ilkokulun bahçesinden çekilmişti. Önce gelin fotoğrafa bakalım..
Bir okul bahçesi.. Çeşit çeşit, renk renk bisikletler.. Belli ki bisiklet alışkanlığının ihtiyacını karşılamak için onlara özel olarak hazırlanmış bisiklet parkları.. Hepsi çocuklara ait; ama kim bilir bisikletle gelen bir matematik öğretmeni ya da müdür yardımcısı da vardır..

İşte bu fotoğrafı gördükten sonra bir anda kafamda sorular dönmeye başladı.. İstanbul'da 8.30'da başlayan ders için evden 6.30da çıkan çocuklar geldi aklıma. Kendi 11 yaşımdaki halim geldi mesela gözümün önüne. Şaka değil, o kadar küçücüktüm ki annem servis beklemeye inerken mutlaka birkaç kaşık pekmez yedirirdi güç versin diye.

Arkadaşımın söylediğine göre bu çocuklar öğle arasında isterlerse evlerine gidip yemeklerini yiyip okula geri dönebiliyorlarmış. Düşünsenize, İstanbul'da okul için 40km yol giden çocuk var..

Doğal ve yorucu olmayan şartlarda okula ulaşan çocukların öğrenme motivasyonlarıyla 1,5 saati bulan yol ve uykusuzluk sonrası sırasına oturan çocuklarınkini kıyaslayan bilimsel bir çalışmaya hiç rastlamadım. Fakat düşündüğümde ikisi arasındaki fark bir anda içimi kararttı.

Bisiklete binmeden sırtındaki çantayı önündeki sepete yerleştiren kızı hayal ettim, sonra birkaç arkadaşın bisiklet konvoyu yapıp gittikleri okul yolunu düşündüm. Hepsi ne kadar çocuk dünyasına ait görüntüler.. Şehirde bizler plazaların içine sıkışmış klimadan nefes almaya alışırken, çocuklarımız da güneşin henüz doğmadığı saatlerde yollara düşmeye alışıyor daha küçücük yaştan. Ne kadar büyük bir istismar aslında. Karşı koyamayacakları bir düzenin içine onları hapsederek yaşamaya mecbur bırakmak.

Diğer yandan da şehirde yaşayan çocuğun dünya algısının daha açık olabileceğini, akademik seçeneklerinin daha fazla olduğunu getiriyorum aklıma. Daha fazla imkan, daha fazla donanım ve daha fazla gelişim.

Çok hassas bir terazi. Arkadaşım yorum yapmadı, "Çocuk, çocuk eğitimi benim çok bilmediğim konular. Uzmana hak vermek en doğrusu." dedi. Ama inanın uzman da bilmiyor hangisi en doğrusu..

Sevgiler,
Cemre


8 Mayıs 2014 Perşembe

Çocuk ve Psikolojik Yardım


Günümüzde ailelerin çocukların gelişimi hakkındaki hassasiyetleri git gide artıyor. Anne babalar her şeyin yolunda ve normal ilerleyebilmesi için oldukça dikkatli ve özenli davranıyor. Eski usul çocuk yetiştirme yöntemlerinin yerini bilimsel doğrular alıyor. Bu hassasiyet de çeşitli konularda psikologlara ihtiyacı arttırıyor. 

Bir çocuğun psikolojik destek almasına yönelik önyargıların tamamının ortadan kalktığını söyleyemesek de son yıllarda fark edilir bir gelişme olduğunu belirtebiliriz. Sadece proplem odaklı değil, aynı zamanda genel danışmanlık veya önleyici danışmanlık (kardeşi olacak ne yapalım, boşanmaya karar verdik nasıl söyleyelim gibi) alanlarında da başvuruların sayısı oldukça artmış durumda.  Bizim her zaman vurguladığımız önemli bir kural var:

Bozuk temelin üzerinde yapılan en iyi inşaatın dahi ömrü kısa olur.
Çocuklarınızın ister duygusal ister davranışsal temelinde bir sıkıntı olduğunu hissettiğinizde vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım alın. İnşaatın devamının nasıl yapılması gerektiği konusundaki en doğru yönlendirmeyi yapacak kişi uzmandır. Kısa zamanda halledilebilecek bir problem için bazen gereğinden fazla zaman kaybedilip problemin daha da köklenmesine neden olunabiliyor. Doğru zamandaki doğru danışmanlıklar bu zaman kayıplarının da önüne geçer.


Ailelerin çocuklarını getirme sıklığı genellikle okul çağıyla beraber artıyor. Bunun önemli nedenlerinden biri okula gitmeye başlayan çocuğun akranlarıyla iletişime geçmeye başlamasıdır.  O güne kadar evde görmezden gelinen birçok konuyla okulda bir kural başlığı altında karşılaşmak bazı çocuklarda zorlayıcı olabiliyor. Örneğin evde istediğini yaptırmaya alışan çocuk okula gittiğinde istediğinin yapılmadığını anlamasıyla “okul kötü bir yer” demeye başlayabilir. Bunun gibi birçok neden ailelerin bizlere başvurmasını sağlıyor.

Peki en sık neler çıkıyor karşımıza? Elbette her aile kendi çocuğuna odaklandığından, kendi evlerinde yaşanan problemin tek ve biricik olduğunu düşünüyor. Fakat unutulmamalı ki bazı sorunlar günümüz aile yapısında çok sıklıkla karşımıza çıkıyor. Biraz onlardan bahsedelim..

1.       Dikkatini bir türlü toplayamıyor bu çocuk! Kerem’e ödev yaptırmak tam bir işkence!

Birçok aile okulda yaşadıkları problemlerle gelir. Sınıfta dersi takip etmekte zorlanan çocuk, öğretmeninden defalarca ihtar almasına rağmen bir türlü dikkatini toplayamaz. Aynı sıkıntıları çoğunlukla evde de yaşar aileler. Ödev yaparken sayısız kere yerinden kalkar, karnım acıktı veya tuvaletim geldi gibi çeşitli bahanelerle dersi sabote etmeye çalışır. Ayrıca pazarlık yapmayı da pek severler. “Şu çizgi film bitince derse otursam olur mu?” diye sorarlar mesela.

Ailelerin hayretle gözlemledikleri durum ise bu çocukların kendi istedikleri bir işi son derece dikkatli yapıp, örneğin saatlerce bilgisayar oynayıp; ders çalışması gereken zaman gelip çattığında bunun bir türlü başarılamamasıdır. Hatta bu nedenle çocuğun bir tür şımarıklık içinde keyfi davrandığını düşünen aileler de sayıca oldukça fazladır.

 

Dikkat eksikliği özellikle teknolojik uyaranların arttığı çağımızda çok sık karşılaştığımız durumlardan biridir. Temeldeki tanım şöyledir: Çocuk,  dikkatini vermesi gereken konuya nicelik ve nitelik ya da  başka bir deyişle kalite ve süre bakımından istenen verimi verememektedir. Dikkatini toplama ve dikkatini devam ettirmede yaşadığı sıkıntı onun performansına doğrudan etki etmekte ve potansiyelini  aşağı çekmektedir. Matematik problemini yaparken arkadan gelen ses onun aklını karıştırıyor ve toplama hatası yapmasına neden oluyor olabilir. Dikkat sorunlarında hedefimiz, çocuğun dikkat çeldirici uyarana (mesela arkadan gelen sese) duyarsızlaşmasını, odağını kaybetmeden işine devam etmesini sağlamaktır. Çocuğunuzun dikkatini geliştirmek için yapabileceğiniz birkaç öneri:

·         Çalışacağı konuları küçük parçalara bölerek, her bir parçayı tamamladığında küçük bir hedefe daha ulaştığını ve böylece giderek ana hedefe yaklaştığını hissettirebilirsiniz.

·         Çocuğunuzun çalışma masasında dikkat çeldirici eşyalar olmamasına özen gösterebilirsiniz. Örneğin masasında gereken kitaplar ve malzemeler dışında çok fazla eşya bulundurmamasına dikkat edebilirsiniz.

·         Çocuğunuzun dikkatini bir konuya odaklayabilmesi için zamana hakim olması önemlidir. Bu nedenle çeşitli faaliyetlerin ne kadar sürdüğünü fark etmesi için saat, kronometre, zaman sayacı gibi araçlar kullanabilirsiniz. Bu şekilde bir işin ne kadar sürdüğünü, dikkatini ne kadar süre verebildiğini fark etmeye başlayabilir.
 
Yazının devamı gelecektir..
 
Sevgiler,
Cemre Soysal

5 Mart 2014 Çarşamba

Çocuklara Paylaşmayı Öğretmek

Birçok aile sık sık sorar: "Çocuğumuza iyiliği, yardımlaşmayı, paylaşmayı nasıl öğreteceğiz?"
Diğer konularda olduğu gibi paylaşmayı öğretme konusunda da esas belirleyici etkin çocukların duydukları değil, gördükleri ve yaptıklarıdır.

Yardımlaşmanın ne kadar önemli olduğunu, eşyalarını paylaşması gerektiğini söylemeniz çocuğunuzun bunu öğrenmesine yeterli olmayabilir. Sizin de bir bağış kurumuna yardımda bulunduğunuzu görmeli, paylaştığınıza şahit olmalıdır.

İşte bu "yaparak öğrenme" ve sosyal sorumluluk bilincini aşılama bağlamında Kadıköy Belediyesi'nin önemli bir paylaşım noktası bulunuyor. Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nın için oldukça büyük bir kutu var. İki ayrı girişi var; biri kitap, diğeri oyuncak için. Çocuğunuz okuduğu kitabı, oynadığı oyuncağı başkalarıyla paylaşmasını öğretmek için önemli bir fırsat.

Adını da koymuşlar: Paylaşım Noktası

İsterseniz hediye paketi yapıp atma şansınız da var. Ben bu paylaşım noktasını yeğenim Yasemin (5) ile gördüm. Bu büyük kutunun amacının ne olduğunu anlattım ona. Etkisi inanılmazdı: eve geldiğimizde ufak oyuncaklarından bir paket yapmıştı ve "Bunları diğer çocuklar için hazırladım" diye mutlulukla gösteriyordu.

Kadıköy Belediyesi'ne de teşekkür etmek gerekiyor. Tek merak ettiğim konu toplanan kitap ve oyuncakların hangi çocuklara ulaştırıldığı konusu oldu. Umarım ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırıması konusunda sıkıntı yaşanmıyordur.

Siz çocuğunuza paylaşmayı ve iyiliği öğretirken aynı zamanda başka çocukların hayatına da dokunabilme imkanınız var.. Lütfen bu imkanınızı kullanın..

Sevgiler
Cemre Soysal

13 Ocak 2014 Pazartesi

Meraklı Çocuklar


 Bebekler dünyaya geldikleri andan itibaren bir keşif serüveninin içine girerler. Karanlık, uğultulu seslerin olduğu bir sıvının içinden çıkıp bambaşka ve hiç tanımadıkları bir dünyaya adım atmak hiç de kolay değildir. Bebeğin ilk dönemlerindeki merakı tamamen içgüdüsel olsa da bilinçlenmeye başladıkça bu merak yerini farkında olunan sorular serisine bırakır.

Çocukların etraflarını tanıma ve anlamlandırma için kullandıkları çeşitli yöntemler vardır. Özellikle konuşmaya başlamadan önceki dönemde en sık başvurdukları yöntem gözlemdir. Hem görsel hem de işitsel olarak etraftaki tüm uyaranlara açıklardır. Merak ettikleri soruları dile getiremedikleri için gözlem yaparak sorularına cevap bulmaya çalışırlar. Ebeveynlere söylenen “siz ne yaparsanız çocuğunuz da onu yapar” sözünün altında yatan neden de işte çocukların bu gözlem yetenekleriyle ilgilidir.

Konuşmaya başladıkları dönemden itibaren ise çocuklar meraklarını sordukları sorularla gidermeye çalışırlar. Özellikle 2 yaştan itibaren en fazla kullandıkları soruların başında “neden” sorusu gelir. Bu yaştaki çocuk etrafı ile oldukça fazla iletişim kurmaya başlar. Bebeklik ve ilk çocukluk dönemindeki yürüme, konuşma, bezi bırakma gibi kendiyle ilgili aşamaları kaydettikten sonra ilgileri dış dünyaya yani çevrelerine doğru iyice yönlenir. Ona öğretilen neden-sonuç ilişkilerinden yola çıkarak kendisi de yeni sorular üretmeye başlar.

Çocukların merak etmesi ve soru sorması gelişimlerinin beklenen ve sağlıklı bulunan bir basamağıdır. Soru soran çocuğun yeni bilgilere açık olduğu, çevresiyle ve dünyada olanlarla ilgili olduğu düşünülmelidir. Bu nedenle onların soruları ciddiye alınmalı ve geçiştirici cevaplardan kaçınılmalıdır.
Peki neredeyse konuşmayı öğrenmesiyle başlayan bu sorulara cevap verirken
ebeveynler nelere dikkat etmeli?

www.confessionsofadrmom.com adresinden alınmıştır

·         Çocuğunuzu ve sorduğu soruları ciddiye alın
Çocukların ilk olarak dikkat ettikleri unsur ciddiye alınmak ve ilgi görmektir. Çocuğunuz belki de yalnızca sizin dikkatinizi çekebilmek için bir soru soruyor olabilir. Onun sorusunu önemsediğinizi hissettirin. Size basit veya saçma gelse dahi sorusuna cevap verin.

·         Ona cevap verirken dürüst olun
Çocuklar bazen sizi dahi zorlayacak sorular sorabilir. Özellikle ölüm, cinsellik, din gibi sorular aileleri en fazla zorlayan konulardandır. Böyle durumlarda onlara gerçek olmayan cevaplar vermeyin. O anda çocuğunuzun merakını gidereyim derken güvenini kıracak bir hareket yapmış olursunuz. Dürüst olun ve bu konuyu nasıl anlatacağınızı biraz düşüneceğinizi ve ona sonra cevap vereceğinizi söyleyin. Zorlanmanız durumunda bir uzmandan yardım almanız iyi olacaktır.

·         İletişim becerilerini önemseyin
Onun sorularını dinlerken ve ona cevap verirken karşı karşıya oturup sohbet eder pozisyonu alabilirsiniz. Özellikle göz temasının çocuklar için etkili bir iletişim aracı olduğunu unutmayın. Bilhassa onu korkutan bir konuda sorduğu sorular için sizin beden dilinizin çok büyük bir etkisi vardır. Sizin sakin olduğunuzu görürse o da sakinleşecektir.

·         Yaşına uygun cümleler kurun
Çocuğunuzun sorularına cevap verirken onun kafasını daha da bulanıklaştıracak karmaşık cümlelerden, ifadelerden kaçının. Mümkün olduğu kadar kısa cümleleri ve somut örnekleri seçmeniz onun merakını gidermenize yardımcı olacaktır. Eğer sorduğu soruya dair yaşantısal örnekleriniz varsa onları da çocuğunuzla paylaşmanız somutlaştırma adına faydalı olabilir.

·         Bilgiyi beraber arayın
Çocuğunuzun tüm sorularına cevap vermek yerine zaman zaman siz de ona soru sorabilirsiniz. Örneğin “Anne neden çimleri suluyorlar?” diye sorduğunda “Sence neden olabilir”  diyerek onun da fikir üretmesini sağlayabilirsiniz. Özellikle yaşı biraz daha büyük çocuklar için, bilgiye nereden ulaşabilecekleri konusunda yardımcı olmak da yeni soruların cevaplarını ararken iyi bir rehberlik sağlayacaktır.

·         Sizin cevaplarınız onun düşünme şeklinin iskelesidir
Çocukluk döneminde sorularına ciddi cevap alan çocukların, düşünme becerilerinin geliştiği bilinmektedir. Sizin rasyonel, neden-sonuç ilişkisine dayalı vereceğiniz cevaplar ileriki yaşlarda çocuğunuzun kendi sorularına cevap ararken vereceği cevapların ve düşünme şeklinin temelini oluşturacaktır. Bu nedenle nasıl düşünen bir birey olmasını istiyorsanız, cevaplarınızı bugünden o yöntemle vermeye önem verin.

Sevgilerimle,
Cemre Soysal

20 Kasım 2013 Çarşamba

Çocuk Hakları Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1989'da benimsenen Çocuk Hakları Sözleşmesi Türkiye'nin de dahil olduğu 193 ülkenin taraf olduğu sözleşme olarak en fazla ülkenin onayladığı insan hakları belgesidir.
Çocuk haklarını görmezden gelmek, yapılan suça ortak olmak demektir.

Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin temelinde 4 ana kural bulunmaktadır:
  • Ayrım Gözetmeme
  • Çocuğun yüksek yararı
  • Yaşama ve gelişme hakkı
  • Katılım hakkı 


1- Her birey on sekiz yaşına kadar çocuk olarak kabul edilir. Her çocuk vazgeçilmez haklara sahiptir.
2-Çocuk Hakları, bütün çocuklar içindir. Doğum yerleri, konuştukları dil ne olursa olsun fark etmez. Büyüklerinin inançları ya da görüşleri nedeniyle hiçbir çocuğa ayrım yapılmaz.
3- Çocuklarla ilgili bütün yasa ve uygulamaları oluşturanlar, önce çocukların yararını düşünmek zorundadır. Devlet, çocukların koruma ve bakımını üstlenenlerin sorumluluklarını yerine getirmeleri için önlemleri alır ve onların sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerine bakar.
4- ÇHS’de yazılı olan hakların uygulanması için gereken her türlü çabanın gösterilmesi gerekir. Devlet çocukların bu haklardan yararlanmasını sağlar.
5- Devlet, hakların uygulanması konusunda çaba gösterirken başta anne baba olmak üzere çocuktan sorumlu olan kişilerin haklarına karşı saygılı olur.
6- Yaşamak, her çocuğun temel hakkıdır ve herkesin ilk görevi çocukların yaşamını korumaktır.
7- Her çocuğun bir isme ve vatandaşlığa sahip olma hakkı vardır. Devlet, çocuk doğduğunda bu ismi kaydeder ve çocuğa bir kimlik verir.
8- Çocuklara verilen isim, vatandaşlık hakkı ve aile bağları korunmalıdır. Tüm bunlar zorla değiştirilemez ve alınamaz, değiştirilmek istenir ya da çocuğun elinden bu haklar alınırsa devlet bu duruma karşı çıkmalıdır.
9- Her çocuğun ailesiyle birlikte yaşama hakkı vardır. Anne baba çocuğa bakamıyorsa, çocuk bu durumdan zarar görmesin diye ona başka bir bakım sağlanmalıdır. Bu durumda da her çocuğun, anne ve babasıyla düzenli olarak görüşebilme hakkı vardır.
10- Anne babası ayrı ülkelerde yaşayan çocukların aileleriyle birlikte olabilmeleri için devletler kolaylık gösterir.
11- Anne ve babalarının izni olmadan hiçbir çocuk başka bir ülkeye götürülemez. Çocukları bu şekilde başka yerlere götüren kişilere karşı mücadele edilmesi gerekir.
12- Her çocuk, görüşlerini serbestçe ifade etme, kendisini ilgilendiren her konuda görüşlerinin dikkate alınmasını isteme hakkına sahiptir. Herkesin çocukları dinleme, onların fikirlerini öğrenme ve onlara saygı gösterme sorumluluğu vardır.
13- Her çocuğun duygu ve düşüncelerini istediği şekilde açıklama hakkı vardır. Çocukların da başka kişilerin zarar görmemesi için gerekeni yapmaları gerekir.
14- Her çocuğun, kendi düşüncesini geliştirme ve istediği dini seçme hakkı vardır. Bu konularda çocukları büyüten yetişkinlerin de onlara yol gösterme hakkı ve sorumluluğu vardır.
15- Çocukların arkadaşlarıyla barış içinde toplanabilme, dernek kurabilme ya da derneklere üye olma hakkı vardır.
16- Hiç kimse çocukların onurunu kıramaz, onları küçük düşüremez, özel hayatına karışamaz. Çocukların bu hakkı yasalarla korunur.


17- Devlet, kitle iletişim araçlarının, çocuğun gelişimi açısından önemini kabul eder. Çocuğun bunlarla çeşitli bilgi ve belgelere ulaşmasını sağlar, kendi kültürü ve dili bakımından bu araçlarla alabileceği gereksinimleri karşılar. Ayrıca kitle iletişim araçlarının verebileceği her türlü zarardan çocukları korur.
18- Çocukların yetişmesinden ve gelişmesinden sorumlu olan büyükler, bu sorumluluklarını en iyi biçimde yerine getirirler.
19- Hiç kimse, çocuklara karşı olan sorumluluklarını onlara zarar verecek şekilde kullanamaz. Devlet çocukların hiçbir zarara uğramaması için her türlü önlemi almakla yükümlüdür.
20- Her çocuğun ailesinden yoksun kaldığında ya da aile ortamı onun için uygun olmadığında devletten özel koruma ve yardım alma hakkı vardır. Anne babasıyla birlikte yaşayamayacak çocuklar için özenli bir araştırmayla iyi aileler bulunur.
21–22- Yaşadığı ülkenin dışında bir başka ülkeye gitmek zorunda kalan her çocuğun, gittiği ülke tarafından korunma hakkı vardır.
23- Engelli çocukların özel olarak korunma ve saygı görme hakkı vardır. Devlet engelli çocukların bakımını, eğitimini sağlayacak kurumları oluşturma sorumluluğuna sahiptir. Engelli çocukların ailelerine her türlü yardım yapılır.
24- Her çocuğun sağlık hizmetinden yararlanma hakkı vardır. Hastalıklardan korunması devletin ve toplumun güvencesi altında olup çocukların beslenmesine, aşılanmasına, çevrenin temizliğine ve diğer sağlık koşullarına dikkat edilir. Hastalanan çocuklar tedavi edilir.
25- Çocuk haklarına uygun olarak kreşler, çocuk yuvaları, yurtlar, okullar, çocuk hastaneleri oluşturulur, bunlar düzenli olarak kontrol edilir.
26–27- Her çocuğun gelişme hakkı ve sağlığı güvence altında olmalıdır. Bu konuda çocukların daha iyi bir yaşam sürdürmeleri için gerektiğinde yardım edilir.
28- Her çocuk eğitimini tam yapabilmek için desteklenir ve korunur. İlköğretim parasız ve hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm çocuklar için hak ve zorunludur.
29–30- Çocuklara verilen eğitim onların gelişimlerini en fazla ölçüde sağlayacak düzeyde olmalıdır. Eğitim, çocukların hoşgörüsünü, kendi kültürüne ve farklı kültürlere saygısını, ayrımcılığa karşıtlığını, doğaya saygısını arttıracak biçimde düzenlenir. Çocuğun kendi kültürü, bulunduğu ülkedekinden farklıysa gelişim ve eğitim hakkının her aşamasında buna gereken özen gösterilir.
31- Çocukların boş zamanlarını değerlendirebilmeleri, kendilerini geliştirebilmeleri için oyun bahçeleri, çocuk kulüpleri, kütüphaneler, spor ve kültür merkezleri açılmalıdır. Her çocuğun bu tür etkinliklere katılma hakkı vardır.
32- Çocukların okula gitme, oyun oynama hakkı vardır. Onlar yetişkinler gibi çalıştırılamazlar. Çalışmak zorunda kalırlarsa yapacakları iş onların sağlığı ve eğitimleri için sorun oluşturmamalıdır.
33- Bütün çocuklar her türlü zararlı maddelere karşı korunur. Bu tür maddeleri üretip çocuklara veren kişiler cezalandırılır.
34- Çocukları bedensel ve ruhsal yönden örseleyecek hiçbir yaklaşıma izin verilemez.
35- Devlet, çocukları koruma ve çocukları kaçırıp onları satan, onları çalıştırmak isteyen kişilerle mücadele etme sorumluluğuna sahiptir.
36- Hiçbir kişi kendi çıkarları için çocukları kullanamaz. Devlet böyle bir duruma karşı her çocuğu korur.
37- Çocuklar hiçbir şekilde insanlık dışı yöntemlerle ya da aşağılanarak cezalandırılamaz. Bir çocuk suça itilmişse ona uygulanacak ceza yaşına ve gelişimine uygun, onun eğitimini engellemeyecek şekilde olmalıdır.
38- Her çocuğun barış ortamında yaşama ve savaşlardan korunma hakkı vardır. Çocukların askere alınmaması gerekir. Devlet, çocukları silahlı çatışmalardan ve sonuçlarından korumakla sorumludur.
39- Çocuklar çeşitli nedenlerle zarar görmüşlerse onların iyileştirilmeleri için çalışmalar yapılır, bir daha aynı şekilde zarar görmemeleri için önlemler alınır.
40- Yasalarla sorunu olan çocuklar bu durumdan tek başlarına sorumlu değildir. Çocuklar farkında olarak kimseye zarar vermez. Suça itilen çocuklar, yetişkinler gibi cezalandırılamaz, özel yasalarla yeniden topluma kazandırılırlar.
41- Bir devletin yasaları burada belirtilen hükümlerden daha iyiyse, bunlar hiçbir şekilde değiştirilemez.
42- Devlet, ÇHS’nin herkes tarafından öğrenilmesini sağlar.
43- ÇHS’nın uygulanmasını değerlendirmek üzere Çocuk Hakları Komitesi kurulmuştur.
44- Devlet ve o ülkede yaşayan insanlar Çocuk Hakları Komitesine, çocuk haklarıyla ilgili durum hakkında bilgileri vermekle sorumludur.
45-İlgili kuruluşlar Çocuk Hakları Komitesinin çalışmalarına kolaylık ve yardım sağlar.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Hayali Arkadaş


Okul öncesi dönemde (2 – 5 yaş arası) çocuğunuzun hayali bir arkadaş edindiğine, var olan oyuncak bebeğini canlı biriymiş gibi besleyip büyüttüğüne tanık olabilirsiniz. Hayali arkadaş konusu soyut ve somut kavramların arasındaki farkın henüz tam oturmadığı bir dönem olan okul öncesi dönemde sıklıkla rastlanan bir durumdur.

Çocuklar yetişkinlerin onlar için hazırladıkları ve onlar adına karar verdikleri bir dünyada yaşarlar. Yemek saatleri, uyku saatleri, nereye gidileceği, neyin doğu veya yanlış olduğu hep büyükler tarafından karar verilip çocuklara sunulmaktadır. Kendi hayatları üzerinde çok da fazla söz hakkı bulunmayan çocuklar için aslında hayali arkadaş bir nevi kendilerini iyi hissettikleri bir hayal ürünüdür. Hayallerinde yarattıkları bu arkadaşa veya hayvana istedikleri gibi yön verebilir, yetişkinlerin onlara yaptıklarını hayali arkadaşlara uyarlayabilirler. Hayali arkadaşına “sen şimdi burada sessizce oturmalısın çünkü ben annemle gidip dondurma yiyeceğim” diyen çocuk kendine kurulan otorite çemberini hayali arkadaşına uygulamaktadır.
 
 


Bu dönemde ortaya çıkan hayali arkadaşlar sadece otorite temelli değil, aynı zamanda zorluklarla başa çıkma metodu veya sadece sıkıntı gidermek için yaratılan bir oyun halinde de olabilir. Bu gibi durumlar çocuğun herhangi bir psikolojik sıkıntı içinde olduğunu göstermez. Çoğunlukla somut-soyut kavramı geliştikçe çocukların hayali arkadaşlardan da uzaklaştığı görülmektedir.

Aileler çocukların hayali arkadaşlarının olduğunu fark etmeleri durumunda paniklememeli, eğer çocuk anlatıyorsa onun hikayelerini dinlemelidirler. Önemli olan husus, hayali arkadaşı olan çocuğun gerçek hayatta başka arkadaşlarının olmasına özen göstermektir. Böylece salt hayal dünyasında yaşamasının önüne geçilmiş olunur. Diğer taraftan, çocuğu hayali arkadaşın olamayacağı gerçeğiyle yüzleştirmeye çalışmak ise çocuklarda hayal kırıklığına yol açabilir. Bu nedenle bir denge kurularak; hem onun bu yaratıcı dünyasına saygı duyulmalı hem de gerçek hayattan tam olarak kopması engellenmelidir. 

 
Sevgiler,
Cemre Soysal

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Tuvalet Eğitimi Nasıl Olmalı?

Çocuğun özgürleşme adımlarından biri bezden kurtulma sürecidir. Bezi kullanmaya devam eden çocuk, yürümeye ve hatta kelimeleri çıkartmaya başlamış dahi olsa ona bakan kişiye günün belli bölümlerinde ihtiyaç duyar. Ebeveynler için de bezden kurtulma anı heyecanla beklenen bir gelişmedir. Bezi bırakmış çocukla dışarı çıkmak, hareket etmek çok daha kolaydır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki bezi bırakmak için kesin bir yaş olmamakla birlikte 2 yaşından itibaren çocuk hazır olduğunda denemeler yapılabilmektedir. Henüz hazır olmayan çocuğu zorla bezden ayrılmaya zorlamak sonrasında duygusal sorunlara yol açabileceği için bu geçişi mümkün olduğu kadar çocuğun hazır olma koşullarıyla doğru orantılı yapmakta fayda vardır.
İlk dikkat edilmesi gereken koşullar:

  • Çocuğun dil becerisinin kendisini ifade edecek seviyede olması. "Çiş, kaka, ıslak, yaptım" gibi kelimelerini anlamlarını doğru yerde kullanacak seviyede bir dil gelişimi gereklidir.
  • Çocuğun hayatındaki diğer değişkenlerin mümkün olduğunca sabit olması. Yeni bir kardeş doğumu, anne veya babanın uzakta olması, taşınma gibi olağan dışı durumların yaşandığı dönemlere bir de tuvalet eğitimini sıkıştırmak işleri zorlaştırabilir.
  • Çocuğun bezden veya bezdeki ıslaklıktan rahatsız olmaya başlaması. Bunun sağlanması için tuvalet eğitimine geçmeden önceki dönemde çocuğun tuvaletini yaptığını fark ettiğiniz anlarda bezini değiştirmek faydalı olacaktır. Böylece çocuk kuru kalmanın rahatlığına alışacaktır.
  • Bezi bırakmasına engel teşkil edecek herhangi bir fiziksel sıkıntısı yok ise. Bu konuda çocuk doktorunuza danışabilirsiniz. Kaslarını sıkma, tutma gibi becerilerinde sıkıntı olmadığından emin olunmalıdır.
  • Çocuktan istendiğinde belli bir süreyle oturabiliyor olması. Tuvalette oturup beklemesi gereken durumlar için ortalama 3-5 dakikalık bir süreye ihtiyacınız olacaktır. Oturmakta zorlanan çocuklar için sevdikleri bir kitabı yanlarına almalarına izin verebilirsiniz.
Eğer bu koşullar mevcutsa ve siz de buna hazırsanız ilk denemelere başlayabilirsiniz. Sizin de buna hazır olmanız çok önemlidir çünkü tuvalet eğitiminin ilk aşamalarında ufak kaçaklar, başarısızlıklar yaşanabilir ve bu da çok doğaldır. Hatta ilk denemede çocuğun buna hazır olmadığını anlayıp ertelemek zorunda da kalabilirsiniz. Önemli olan bu süreci travmatik bir anıya dönüştürmeden geçirebilmektir. 

Tuvalet eğitimini bir anda yapmaktansa aşamalı olarak yapmanızı tavsiye ederim. Çocuk dün bezlenip altı siliniyorken bugün büyük bir klozete oturtulup "Artık çişini buraya yapacaksın" komutuyla karşılaşırsa korkabilir. 

Eve bir lazımlık alarak işe başlayabilirsiniz. Renkli hatta tuvaletini yaptığında müzik çalanları bile var artık. Bu lazımlığı çocuğun en çok zaman geçirdiği odaya/mekana koyarak onunla tanışıklığını sağlayabilirsiniz. Çişini yapacağınız dönemlerde bezini açıp lazımlığa oturtarak başlayın. Eğer bunda zorlanırsanız ilk etapta bezini çıkartmadan sadece oturmasına da izin verebilirsiniz.Sonraki dönemlerde klozete yerleştireceğiniz oturaklar da işinizi kolaylaştıracaktır. 

Lazımlığa yaptığı her sefer onu abartılı olmayan bir şekilde tebrik etmeyi ihmal etmeyin. Çocuklar alkışlanmaktan hoşlanırlar! 

Lazımlığa oturma denemelerini sağlıklı olarak yaptığınızdan emin olduktan sonra gün içinde "Çişin var mı? Kakan var mı?" sorularına başlayın. Böylece çocuk bunun önceden haber verilmesi gereken bir durum olduğunu öğrenir.

Zaman zaman çocuklar kakalarının veya çişlerinin nereye gittiğini bilmek isterler. Çocuğunuz böyle bir soru sorarsa onları tuvalete atıp sifonu çektiğinizi böylece diğer çiş ve kakalara kavuştuklarını söyleyebilirsiniz. Çocuğunuzun sifonu çekip, kakasına veya çişine el sallamasına da izin verebilirsiniz.

Tuvalet eğitimi sırasında zaman zaman yol kazaları olabilir. Altına kaçırdığı, tutamadığı durumlarda tavrınızın çok önemli olduğunu unutmayın. Eğer kızar, bağırır ya da tehdit edersiniz sağlıklı bir tuvalet eğitimi veremezsiniz. Sakinlikle karşılayın ve çocuğunuzun cesaretini devam ettirmesini sağlayın.

Son olarak tüm ebeveynlerin sıkça sorduğu soruya gelelim: Gece bezini ne zaman bıraktırmalıyız?

Aslında gece ve gündüzü aynı anda da bırakabilirsiniz. Fakat bunu yapabilmek için çocuğunuzun sizin yardımınıza ihtiyacı var. Gece belli aralıklarla uyandırıp çişe götürmeniz gerekir. Ayrıca uyumadan 2 saat öncesinden itibaren sıvı tüketimini kesmenizde fayda var. Uyumadan önce süt içme alışkanlığı devam eden çocuklarda gece bezini bırakmak daha zor olacaktır. Bezi bırakmadan önce süt saatini değiştirmekte fayda var.

Gece oluşabilecek kaçırmalara karşı da çarşafın altına koruyucu koymak faydalı olur. Yatağım çiş olmasıyla aradaki bezin çiş olması arasında hem temizlik süresi hem de hijyen açısından oldukça fark var. 

Unutmayın ki çocukların en büyük motivasyonu büyümektir. Bezi bırakırken "büyüme hevesleri" sizin en büyük yardımcınız olacaktır. 

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Verimli Yaz Tatili

Yaz tatiline yaklaştığımız şu günlerde çocuk ve ebeveynleri tatlı bir telaş sardı. Ebeveynler eve getirilecek karnenin başarı seviyesinin ne olacağını merak ederken, çocuklarsa yaz tatili için yapabilecekleri programları şimdiden düşünmeye başladı bile!

Karne, bir senelik çalışma performansının değerlendirilmesinin yazılı ve resmi belgesidir. Çocuğun tüm dönem yaptıklarının ortalaması olarak da algılanabilir. Dolayısıyla, çocuğun başarılı veya başarısız olması eve getirdiği bu karne üstünden değerlendirilir çoğu zaman. Halbuki karne notlarını salt bir sonuç olarak görmek yerine bir sürecin yorumlanması olarak tanımlamak daha faydalı olacaktır. Ebeveyn ve çocuk, karne notu ile dönem içinde o ders için harcanan çalışma mesaisinin ne kadar tutarlı olduğu konusunda bir analiz yapmalıdır.
 
Başka bir deyişle çok çalıştığı halde düşük not mu aldı, çalışmadığı için kırık not mu getirdi yoksa düzenli bir çaba gösterdi böylece de karnesinde o dersten yüksek bir not mu aldı sorularının cevapları aranmalıdır. Bu değerlendirmeyi ebeveyn ve çocuk ne kadar birlikte ve nesnel yapabilirse çocuğa bundan sonraki sene için de o kadar faydalı olabilecek bilgiler ortaya çıkar. Hakettiği notu alamayan çocuğun çalışma alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerekebilir.
 
Karne notları bahsettiğimiz şekliyle değerlendirildikten sonra yaz aylarının nasıl geçirileceği hakkında çocuğun da talep ve beklentilerini göz önünde bulundurarak bir program yapılması faydalıdır. Çocuğun tüm ders yılı boyunca okul ve hatta belki dershane sorumluluğu nedeniyle yapmak isteyip de ertelediği etkinlikleri yapabilmesi için yaz ayları uygun bir fırsattır.

 Yaz tatilinin en önemli akademik hedefi o ders yılını içinde çocuğun bilgi ve beceri olarak yakaladığı noktayı kaybetmemesi yönünde olmalıdır. Örneğin çarpım tablosunu tamamiyle öğrenen bir çocuğun ilk hedefi çarpım tablosuyla problemler çözmeyi öğrenmek değil, çarpım tablosunu unutmamak olabilir. Bunun üzerine koyulacak her bilgi elbette kâr olacaktır; ama ilk amaç, bitirilen senenin bilgilerini muhafaza etmek, yani öğrenilen konuların tekrarını yapmaktır.

Ders programı yapılırken dikkat edilmesi gereken hususların başında ders ve eğlence sıralaması gelmektedir. Çocuğun motivasyonunun ve çalışma verimliliğinin beklenen düzeyde olabilmesi için sabah kahvaltısı sonrasının ders çalışma vakti olarak belirlenmesi en uygun olanıdır. Böylece açık zihinle gerekli tekrar ve çalışmalarını yapan çocuk, günün geri kalan zamanını arzu ettiği gibi geçirme rahatlığını yaşayacaktır.

Görselin alındığı adres: www.yeniansiklopedi.com
 
Akademik hayatta bilgiler kitap üzerinden verilir. Oysa yapılan araştırmalar, yaşantısal deneyimlerle yapılan öğrenmelerin zihni hem daha çok beslediği hem de bu bilgilerin daha kalıcı olduğu yönündedir. Yaz ayları özellikle çocukların doğayı öğrenmeleri için bulunmaz bir fırsattır. Bir fizik dersinde birçok formülle öğreneceği denge kavramını, yaşantısal bir deneyim olan ağaca tırmanmayla pekala kavramsal olarak öğrenebilmektedir. Bu nedenle yaz tatilinde çocukların mümkün olduğunca sanat, kültür, doğa etkinliklerine teşvik edilmeleri önemlidir. Ebeveynler güvenli olduğunu bildikleri yerlerde, çocuğun sokakta oynamasına da izin vermelidir. Sokakta oynamak hem fiziksel gelişim hem de bilişsel gelişimin yordama alanı için faydalıdır.

Yaz tatilinin olmazsa olmaz parçası ise kitaptır. Ders yılı içerisinde çoğunlukla ders kitaplarını okuma önceliği olan çocuklar için yaz tatili bulunmaz bir fırsattır. Özellikle günün en sıcak saatleri, kendi seçtikleri kitapları okumaları için uygun bir zaman dilimi olabilir. Yaz tatilinde okuyacakları kitapları seçme konusunda çocuklar özgür bırakılmalıdır. Okumayı bir zorunluluk değil, keyif alınan bir tercih olarak görürlerse kitapla aralarında kurdukları bağ çok daha kuvvetli olacaktır. 

Yaz tatilini çocuğun bireyselleşme sürecine bir vesile olarak değerlendirmek de mümkündür. Bunun için ebeveynler, çocuklarının yaşlarına ve sahip oldukları imkanlara göre farklı seçimler yapabilirler. Çocuk, anne babanın katılmadığı bir gençlik kampına gidebileceği gibi, şehirden uzakta doğayla iç içe yaşayan anneanne/babaanne – dede ziyareti de yapabilir.

Sonuç olarak, yaz tatili akademik eksikliklerin kapatıldığı, kazanılmış bilgilerin muhafaza edildiği bir dönem olarak görülmeli; fakat yoğun ve yorucu geçen bir ders yılından sonra çocuğun özellikle fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarının beslenmesi gereken bir süre olduğu da  unutulmamalıdır.

Tüm çocuklara ve ebeveynlerine şimdiden bol eğlenceli, unutulmaz anılarla dolu bir yaz tatili dilerim!
 
Sevgiler
Cemre Soysal